Garson boş fincanları almaya geldiğinde, Murat'ın cep telefonu çalıyor. Sözünün kesilmesine kızmış gibi, isteksizce açıyor. Ve o anda, ışık tomurcukları beliriyor gözlerinde, gülücükler sarıyor yüzünü...
''Kızım! Nasılsın bitanem? Nasılsın Aslım?''
Gerisini duymuyorum bile...
ASLIM!!!
Şu ana kadarki tüm sözlerinin toplamından kat be kat etkili bu sözcük, depremler salıyor yüreğime... Soluklarım damarlarımdaki kanın hızlı dolanımına yenik düşmüş... Bedenim amansız bir titreme nöbetinin pençesinde...
Kızının adı Aslım! Benim adımı koymuş ona. Bu gerçeği beynimin hiçbir köşesine yerleştiremiyorum. İnanamıyorum bunu yapabildiğine...
Telefonu kapatıp bana döndüğünde, gün ışığına çıkardığı örselenmiş duygularıyla benden kalır yanı yok.
''Evet'', diyor. ''Aslım, dedim ona! Her solukta özgürce Aslım, diye haykırabilmek için... Son nefesimi verirken de dudaklarımda adının olacağından eminsin artık, değil mi?''
Geldiğimiz gibi sessizce, yaşadıklarımızın ve yaşayamayıp içimize gömdüklerimizin ezinciyle Çamlı Kahve'den ayrılıyoruz.
Artık çok geç Murat! Çok geç...
Yüreğim seni çok sevdi, demiştin. Fazlasıyla kanıtladın. Bu kadarını yapamadım ben. Yüreğimdeki sevgiyi yüreğime gömdüm.
Senin adın da hep bende yaşayacak.
Ama... Şairin de dediği gibi...
Bir adın kalmalı geriye,
Bütün krılmış şeylerin nihayetinde,
Aynaların ardında sır,
Yalnızlığın peşinde kuvvet,
Evet nihayet,
Bir adın kalmalı geriye,
Birde o kahreden gurbet…
Sen say ki;
Ben hiç ağlamadım,
Hiç ateşe tutmadım yüreğimi,
Geceleri koynuma almadım ihaneti,
Ve say ki;
Bütün şiirler gözlerini,
Bütün şarkılar saçlarını söylemedi.
Hiç buselik geçmedi fikrimden,
Ve hiç gitmedi.
Bir topak kan gibi adın,
İçimin nehirlerinden…
Evet yangın,
Evet salaş yalvarmanın korkusunda talan,
Evet kaybetmenin o zehirli buğusu,
Evet nisyan,
Evet kahrolmuş sayfaların arasında adın…
Sokaklar doluydu bir adamın yalnızlığı,
Bu sevda biraz nadan,
Biraz da hıçkırık tadı…
Pencere önü menekşelerinde her akşam..
Dağlar sonra oynadı yerinden,
Ve hallaçlar attı pamuğu fütursuzca.
Sen say ki;
Yerin dibine geçti,
Geçmeyesi sevdam…
Ve ben seni sevdiğim zaman,
Bu şehre yağmurlar yağdı,
Yani ben seni sevdiğim zaman,
Ayrılık kurşun kadar ağır,
Gülüşün kadar felaketiydi yaşamın,
Yine de bir adın kalmalı geriye,
Bütün kırılmış şeylerin nihayetinde,
Aynaların ardında sır,
Yalnızlığın peşinde kuvvet,
Evet nihayet
Bir adın kalmalı geriye,
Bir de o kahreden gurbet,
Beni affet…
Kaybetmek için erken, sevmek için çok geç…